Linus Klein Almanya'da, Münih'te doğmuş bir mimarlık öğrencisi. Onunla doğu Berlin'de sıcak bir yaz gününde favori parkında buluştuk. Beni dev cüssesiyle tezatlık oluşturacak şekilde oldukça naif ve sevimli bir şekilde karşıladı. Türkçeyi bir şarkıyla öğrenmeye başlamış, sonra yedi ay İstanbul'da yaşamış. 90'larda yapılmış Türkçe şarkılara bayılıyor. Onunla Türkçe pop, eski kasetler ve iki şehir arasında kurduğu hayali konuştuk. Türkçesi kırık dökük ama tam da bu yüzden güzel; doğru kelimeleri bulmaya çalışırken aslında iki şehir arasında bir yer arıyor.

Bize biraz kendinden bahseder misin, kimdir Linus Klein?
Benim adım Linus Klein. Biraz Türkçe biliyorum. Münih'te doğdum ve büyüdüm. Sonra 18 yaşındayken Berlin'e taşındım, babamla yaşadım. Üniversiteye gitmek için buraya, okumaya geldim. Sonra university'deyken Erasmus yaptım, yedi ay için Türkiye'ye gittim. Orada mimarlık okudum.
Türkçe öğrenme maceran nasıl başladı?
Bir Türk şarkısıyla başladı. Fulden Uras'tan: "Bebek, sen daha doğmamış bir çocuksun. Nasılsa her şeyi sen bıraktın. Bir de bensiz olsun." Evet bensiz olsun, Fulden Uras'tan! Bunu Türkiye'ye gitmeden önce hep dinledim. Ve dedim ki, tamam, bu şehre gideceğim.
Başka neler dinledin o dönemde?
Bir sürü Türk müziği dinledim. Tuğçe Şan. Yonca Evcimik de var. Ahmet Kaya'nın "Kum Gibi" şarkısını çok seviyorum. Çünkü o benim İstanbul'dan ilk anılarımdan biri.

Nasıl bir anıydı o?
Taksim'den Kadıköy'e giden dolmuşu aldık. Köprüyü geçerken "Kum Gibi" çaldı radyodan, çok yüksek sesle. Ve herkes şarkı söyledi. Hep beraber, o dolmuşun içinde. Çok güzeldi. İstanbul'u geçerken görüyorsun; neon ışıklar, otoyollar, gecekondular.
Bu eski kasetleri nereden bulup aldın?
[kaseti göstererek] Bunu İstanbul'da bir pazardan aldım. Tuğçe Şan'ın ilk albümü. Bulunca çok mutluydum. O benim en sevdiğim müzisyen. 90'lar Türkçe Pop çok seviyorum.
Peki çizim yapmak hayatına ilk ne zaman girdi?
İlkokulda, dördüncü sınıftaydım. Bayağı sıkıcıydı, bu yüzden çizmeye başladım. Sonra bunu İstanbul'da yeniden çizmeye başladım. Her yerde başka bir senaryo var. Vapurda adalara gidiyorsun, geri bakıyorsun şehre, manzara hiç bitmiyor. Bütün dünya gibi görünüyor, anlıyor musun?

İstanbul'dayken videoda çektin bildiğim kadarıyla
Evet İstanbul'da daha çok video çektim, Mecidiyeköy'den. [videoyu gösteriyor] Kurmaya başladım ama umarım sonsuz sürmez. Bu Bursa'daydı. Mesela bu ışıklar ve manzara, arka planda tepe var, yılan gibi yol. Her şey birdenbire artıyor, parça parça büyüyor.
İstanbul’a ilk geldiğinde ne hissettin, seni en çok şaşırtan ne oldu?
Mecidiyeköy'e çok şaşırdım. Tuhaf bir yer gerçekten. Ezan vardı. Ezanların sesleri benim için bir ses manzarası oldu. Burada, Berlin'de sadece kilisenin sesleri var.
Mecidiyeköy sence nasıl bir yer sence?
O büyük metro istasyonu var ya. Çok distopikti. Biraz kaotik, karanlık, karışık. Ama bir şey karanlıksa, hayal etmeye daha çok yer var. Gerçekten canlı bir şehir.
Peki bu karmaşık şehir sana ne öğretti?
Aslında bir protesto gibiydi. Şehir sana hiç alan vermiyorsa, kendi alanını bulman gerekiyor. Şehir parça parça büyüyor. Sıkışık, kaotik bir şehir ama çok orijinal ve eşsiz bir yer.
Yeniden Berlin'e dönersek; burasıyla nasıl bir ilişkin var şimdi?
Kreuzberg'i çok seviyorum. Çünkü orada İstanbul'un anıları yeniden canlanıyor. Mesela Kottbusser Tor. Çok karışık insanlar var, marketler var, herkes orada bir araya geliyor. Bunu çok seviyorum. Hep beraber burada yaşıyoruz, birbirimizden öğrenebiliriz

Berlin'in günlük ritminde en çok neyi seviyorsun?
Üniversiteye giderken bisikletle gidiyorum, o çok güzel. Burada çok rahat bisiklet sürebilirsin. Tiergarten'ın o büyük parkını geçiyorum, çok rahatlıyorum, yeşil alan daha serin. Alexanderplatz var, bir de batının merkezi. Şehrin iki merkezi, tam farklı atmosferler. Berlin'in tarihi hep çok karışık, bunu seviyorum.
Göç, işçiler ve bu hattın tarihi senin için ne ifade ediyor?
Almanya çok Türk işçisi almış, gelmişler, artık burada yaşıyorlar. Şehrin büyük bir kısmını onlar kuruyor. Bunu çok seviyorum. Hep beraber burada yaşıyoruz, birbirimizden öğrenebiliriz. Burada yaşamak benim için... benim evim, memleketim.
Peki şu an ne hissediyorsun, politik olarak?
Almanya'da politik olarak her şey çok sağa dönüyor. Bu beni biraz kaygılandırıyor.
İki şehri tek cümleyle karşılaştırsan?
Berlin tam düz bir şehir. İstanbul'da ya da Bursa'da öyle müthiş resimler kurabilirsin, eski ve modern binalar bir arada. Maalesef İstanbul'da yeni şehirler için eski binalar yıkılacak. Çok yazık. Büyük binaları yıkıyorlar.
Berlin senin için ne anlama geliyor peki?
Berlin özellikle bir cennet gibi. Çünkü burada herkes kendisi olabilir. Nefes alabilirsin. Kendi olabilirsin.


Linus'un hikayesi metnin ötesine geçerek görsel bir dikey belgesel formatına dönüştü. İki şehir arasında kurulan bir hayatın ritmini belgeleyen ve Marjinal Fayda Instagram hesabında 704 bin kez izlenen bu video, söyleşinin en yoğun anlarını ekrana taşıyor.





