Seni Seviyorum, Ich Liebe Dich Değil: Didem Özek

Berlin'de doğup büyüyen Didem Özek ile "Almancı" klişeleri, iki dil arasındaki his farkı ve aidiyet üzerine.

Berlin, by Nabi Caner Aybaş, Paul Schwenn

Seni Seviyorum, Ich Liebe Dich Değil: Didem Özek

Berlin'de doğup büyüyen Didem Özek ile "Almancı" klişeleri, iki dil arasındaki his farkı ve aidiyet üzerine.

Berlin, by Nabi Caner Aybaş, Paul Schwenn

Seni Seviyorum, Ich Liebe Dich Değil: Didem Özek

Berlin'de doğup büyüyen Didem Özek ile "Almancı" klişeleri, iki dil arasındaki his farkı ve aidiyet üzerine.

Berlin, by Nabi Caner Aybaş

Bu röportaj için Paul ile bir yaz sabahı saat 10'da buluştuk, Hallesches Tor'da. Didem'in çalıştığı müzik stüdyosuna doğru yola koyulduk. Giriş biraz karışıktı; stüdyo bir holün sol çaprazındaydı, bir sürü kapı vardı. Tam geç kaldığımızı düşünürken Didem ansızın belirdi, yanlış hatırlamıyorsam dördüncü kattan tüm pozitifliği ve neşesiyle önce bizi selamladı, sonra yol gösterdi. İçeri girdiğimizde takipçilerinin onu neden bu kadar sevdiğini daha iyi anladım; kendine güvenen, etrafına ışık saçan biri, ilk izlenimim buydu. Kısa bir sohbet ettik, bizi köpeğiyle tanıştırdı, sonra röportaja koyulduk.

Kucağında beyaz fino köpeğiyle gülümseyerek poz veren şarkıcı Didem Özek.

Müzik en başından beri hayatının bir parçası mıydı?

Benim hayatımda hep müzik vardı zaten, çok seviyordum. Ama burada, Berlin'de bir Türk olarak doğup büyüdüğüm için, bir kompleksten gelen bir durum vardı. Aslında direkt okul, üniversite, hukuk okudum, bitirdim. Çok bıktım çünkü hiç benlik değildi

Bu kompleks nedir, anlatabilir misin?

Sanırım bu anne babadan gelen bir kompleks. Şunun farkına vardım: nereye gidersem gideyim, hangi alanda olursa olsun, bir Alman'ın yanında hiçbir zaman aynı seviyede olamayacağımı anladım. Aynı seviyeye gelebilmek için iki kat, üç kat daha fazla çalışmak zorunda kalıyorum. Ve bu bütün hayatım boyunca böyleydi. Onun için içimde böyle bir kompleks oluştu. "Ben size gösteririm, ben yaparım" diye. Bir de koç burcuyum zaten, her şeye girgin bir şekilde girişiyorum, aşırı derecede çaba sarf ediyorum.

Peki çocukken evde nasıl sesler vardı, kulağın nelere aşinaydı?

Küçükken tabii ki Türkiye'ye çok bakıyordum. Annem evde çok Türkçe müzik dinlerdi. Türk sanat müziği dinledim çok. Şevval Sam'ı mesela çok severim. Şarkıcıların isimlerini bilmesem de o şarkıları söyle, hepsini bilirim. Evde sadece Türk sanat müziği değil, Sıla, Tarkan da dinlenirdi, radyolarda çalan her şey.

Akıllı telefon ekranında Didem Özek'in küçüklüğüne ait şarkı söyleme videosu.

Peki o dönem sen kendi kendine neler dinliyordun?

Annem babam evde çok Türkçe müzik dinlerdi, ben küçükken açıkçası sevmiyordum. Ama kulağım alışmaya başlamış, bunu sonra fark ettim. Daha çok Amerika'dan gelen müzikleri dinliyordum: Britney Spears, Beyoncé, Whitney Houston, Alicia Keys, Amy Winehouse. Bunları izleyerek, bana idol gibi geliyorlardı. Hele Amy Winehouse benim için mükemmel bir sanatçıydı. Besteleriyle beni gerçekten çok değiştirdi. Yaşasaydı sanırım hâlâ en sevdiğim sanatçı olurdu.

Hukuku bitirdikten sonra her şeyi bırakıp müziğe dönme kararı nasıl geldi?

Hukuku birkaç kez bırakmayı düşünmüştüm. Son imtihanımda 25 yaşındaydım galiba. İmtihanda camdan dışarı bakıyordum ve kendime "ben ne yapıyorum burada?" diyordum. Çünkü ben hep İstanbul'a gidip geliyordum. Babam İstanbul'da yaşıyor, ilk aşkım da İstanbul'daydı. O oyuncuydu, ona yönelik hayaller kurmuştum, ben de oyuncu olabilirim diye. Sanata büyük bir ilgi, bir aşk vardı içimde. Hukuk bir zorunluluktu, Almanya'da yaşayan iyi bir Türk olarak bir sorumluluk gibiydi, onu yerine getirdim. Sonra iki şık vardı: ya çok mutlu olacaktım ya çok mutsuz. Üç sene çalıştım, çok mutsuz oldum ve mutlu olmaya karar verdim.

Bu riskli bir karar değil mi?

Evet, risk bayağı büyük. Ama Almanya gibi bir ülkede yaşamak bu riski küçültüyor bence.

Ergenken bir müzik yıldızı olma hayalin var mıydı?

Çok küçüktüm, açıkçası öyle bir his yoktu çünkü düşünmemiştim sanırım. Almanya'da Nina gibi birkaç isim vardı, ama Türk kökenli biri için müzik yıldızı olacak bir yer yok gibiydi. Belki o kompleks o zaman da vardı ama farkına varmıyordum. Şimdi geçmişime baktıkça anlıyorum, her şeyin o kompleksten, aynı seviyede olamamaktan gelen davranışlar olduğunu.

Almanya'da yaşamış eski Türk sanatçıları, Cem Karaca gibi, hayatında var mıydı?

Hiç. Sıfır. Cem Karaca buraya geldiğinde Almanca bir albüm bile yapmış. Onun şarkılarını Lefter Record Shop'ta tanıdım. Çok ilginç geldi ama ben küçükken bunlarla büyümedim. Ben Türkiye'de radyolarda çalanları ve burada Metropol FM'de çalınanları dinleyerek büyüdüm. Tarkan, Sıla, Serdar Ortaç. Cem Karaca'yı yeni yeni keşfediyorum, hikayesi benim için çok ilginç.

Röportaj sırasında gülümseyerek Paul Schwenn'e bakan şarkıcı Didem Özek portresi.

Dışarıdan bakıldığında seni "yeni dalga Türk göçmen" sananlar oluyor mu?

Bu klasik bir önyargı mı? Çünkü gurbetçiler hakkında kafamızda kesin bir imaj var. "You don't look like Turkish" gibi. Bir stereotip.

Nasıl işliyor bu önyargı senin hayatında?

"Sen Türkiye'ye fazla benzemiyorsun" sözünü ben Almanlardan çok duyuyorum. Türklerden çok nadir duymuşumdur. Türkiye'ye gittiğimde duyuyorum, burada Berlin'de pek duymuyorum. New Wave Türklerden asla duymuyorum, onlarda böyle bir algı yok. Ama Almanlardan çok duyuyorum: "Sen hiç Türkiye'ye benzemiyorsun", klasik. Bir de ismimi "Didem Öçek" diye söylüyorlar, oysa Didem Özek. Buna çok sinir oluyorum. Bunca sene burada yaşamışız, Türkleri biliyorlar, hâlâ Z'yi Ç gibi söylüyorlar. Sonra "başörtü takmıyorsun, çok modernsin galiba" diyorlar. Ya da "Almancanda hiç Türk olduğun belli olmuyor" diyorlar. Ben ne alaka diyorum, burada doğup büyüdüm, Almancamda neden Türkçe aksan olsun ki? Bunlar Almanlardan gördüğüm önyargılar, Türklerden bu zamana kadar duymadım.

Bu klişelere sosyal medyada mizahla karşılık veriyorsun. Bilinçli bir tercih mi bu?

Eskiden hep cevap vermeye çalışıyordum. Bana "Almancı" dediklerinde bir yerim acıyordu açıkçası. Çünkü "Almancı" çoğu zaman Türkiye'den gelen yorumlar oluyor. Kalbim kırılıyor. Çünkü ben kendimi öyle hissetmiyorum. "Almancı" demek ne demek ki? Biz zaten iki kültür arasındayız; Türkiye'ye gittiğimizde Almancı oluyoruz, Almanya'da hâlâ Türk olarak görünüyoruz. İki ayrı kültür arasında kalmış bir şekilde zorlanıyoruz. "Almancı" dediklerinde, buradaki "sen zaten Türksün" demeleriyle aynı şey oluyor.

Stüdyosunda köpeğine uzanan ve neşeyle gülümseyen Berlinli müzisyen Didem Özek.

O zaman kendini nasıl tanımlıyorsun?

Bu çok zor. Bütün hayatımın bir kitabı olsaydı, kitabın adı "Didem Türk mü, Alman mı?" olurdu. Bütün hayatım boyunca "acaba Türk müyüm, Alman mıyım" diye gezmişimdir. Ama aslında ben her yerde Türk'üm. Almanya'da da "ben Türk'üm" demeyi çok seviyorum, küçükken de öyleydi. Türkiye'ye gittiğimde de çok gururlu bir Türk'üm. Burada da Türk olmak istiyorum, Türkiye'de de. Çünkü ben Türk'üm, annem babam Türk, Türkçe konuşmayı çok seviyorum, Türkiye'nin kültürünü çok seviyorum. Aynı zamanda kesinlikle Alman'ım da. Hem Alman'ım hem Türk'üm. Ama daha çok Türk gibi hissediyorum. Şarkılarım da Türkçe. Kalbim Türk.

Berlin'de doğup büyüyen genç Türklerle, Türkiye'den buraya yeni göç eden sanatçılar arasında nasıl bir dinamik var?

Aynı değil açıkçası, olamaz da. Burada yaşamış Türkler, Türkiye'deki Türklerle aynı olamaz. Düşünceleri, kültürleri farklı; çok değişik kültürler içinde büyümüş insanlar. Ama yine de buradaki Türkler Türkiye'ye çok yönelik. Burada doğup büyümüş genç Türklerimizin çoğu Türkiye'ye gitmek istiyor, ben de öyle. Çünkü öyle büyük bir özlem var ki. New Wave'in buraya gelmesinden çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Çünkü buradaki Türklere karşı olan önyargıyı bir şekilde kırıyorlar. Çok open-minded, çok modern, bakış açıları modern, güzel sanatçı arkadaşlar geliyor. İlk anda uyuşmuyor olabiliriz ama tanıştıkça aslında hepimiz Türkçe konuşuyoruz, kültürümüz aynı. Sadece iki farklı ülkede, iki farklı kültürde büyümüşüz.

Müziğinle, şarkılarınla tam olarak kime hitap etmek istiyorsun?

Bütün Türkler için. En büyük hedefim, Türkçe anlamayanların bile şarkılarımı dinliyor olması. Ama Türkçe anlayan, Türkçe müzik dinlemek isteyen herkese şarkılarımı veriyorum, sizin olsun.

Şarkılarında Almanca ve Türkçeyi karıştırmayı düşünüyor musun, böyle bir iş nasıl olurdu sence?

Karışık dili düşündüm açıkçası. Ama bu daha çok rapte olan bir tarz olduğu için pek girişmedim. Çok güzel ama bence daha zor, herkes başaramaz. Ezhel çok güzel başarıyor. Summer Cem gayet güzel yapıyor, Mero da güzel yapıyor. Ben daha girişmedim. Almanca-Türkçe pek benlik değil. Ama Almanca-Türkçe-İngilizce olabilir. Instagram'da söylediğim şarkılar zaten hem İngilizce hem Türkçe. Mix yok daha ama olabilir, düşünmüştüm.

Almanya'da doğup büyümüş biri olarak Türkiye'ye duyduğun bu özlemden bahsettiğinde, Türkiye'de yaşayanlardan nasıl dönüşler alıyorsun?

Karışık teptiler alıyorum. "Sen Türkiye'de hiç yaşamadın, gel bir yaşa da görelim seni" diyenler çok. Tabii ki ben bunları yaşamadan aynı algıya ulaşamam, asla. Siyasi konular Türkiye'de zor, evet. Ama Almanya'da da durumlar pek iç açıcı değil açıkçası.

Gözleri kapalı şekilde kahkaha atan şarkıcı Didem Özek'in yakın plan portresi.

Bu hissettiğin özlem uzaktan gelen romantik bir his mi, yoksa günün birinde cidden gitmek var mı planlarda?

Türkiye'ye temelli dönmek diye bir şey yapamam, çünkü benim için dönüş olmuyor; ben Berlin'de doğup büyüdüm. Ama büyük bir özlem var, çok özeniyorum. Berlin'de yaşam güzel, Almanya standartları çok yüksek bir ülke. Ama insanlardaki o sıcaklık... Sadece hava durumundan konuşmuyorum. O sıcaklık olmayınca, Türkiye'ye gidince bir şeyler hissediyorsun. İstanbul'da uçaktan indiğim an, yazın, ağustosta, kapılar açılır ve o ilk sıcaklık, Türkiye'nin kokusu. Bana Türkiye beni çekiyormuş gibi bir his veriyordu. Dönüşte de mideme sancılar girerdi, "Berlin'e döneceğim" diye. Ama temelli dönmek yok, çünkü memleketim Almanya açıkçası. Berlin'de doğup büyüdüm. Ama İstanbul'da yaşamak çok isterim. Belki pembe gözlükle romantize ediyorum, olabilir. Ama denemek istiyorum, hem Berlin'de hem İstanbul'da yaşamak isterim.

Peki Almanya'daki politik atmosfer hakkında ne düşünüyorsun?

Dört sene sonra AfD seçilirse, ki olacak gibi görünüyor bence, sağcılar gittikçe güçleniyor. Onlar iktidara gelirse ben giderim, Almanya beni kaybeder. Türkiye'de durumlar kötü olabilir ama Almanya'da da bazı konular var, benim için kesinlikle bir çıkış, bir exit olabilir. Dört senemiz kaldı diye düşünüyorum.

Müzisyen olarak Almanya'daki politik etkileri hissediyor musun?

Sanatçılar bunu birkaç senedir hissediyor, ekonomik olarak da. Eskiden devletten, kültür bakanlığından çok güzel fonlar alınabiliyordu, bunların %60'ı galiba yok oldu artık. AfD seçilirse hepsi sıfıra iner, kısıtlanır her şey, çünkü önemsemiyorlar.

Sence ırkçılık hep var mıydı, yoksa AfD'yle mi görünür oldu?

Belki hep aynıydı, ben AfD'den önce farkına varmıyordum. Şimdi görüyorum. Azınlığı korumak zorundayız. Türkler hâlâ bir azınlık ve onların haklarını korumak bazı Almanların işine gelmiyor.

Son olarak, Almancada olmayan ama Türkçede söyleyebildiğin o his nedir sence?

Kalbimi dinlediğimde "seni seviyorum" demek, "ich liebe dich" demekle aynı olmuyor nedense. Aynı ifadeyi vermiyor. Nedenini bilmiyorum. "Seni seviyorum" benim için daha büyük, daha derin. "Ich liebe dich" tamam, teşekkür ederim. Ama "seni seviyorum" daha ateşli, daha derin bir ifade benim için. Bir de sadece bu sebepten değil; Türkiye'ye yönelik bir aşkım olduğu için, büyük bir özlem yaşadığım için. Kendi Türk kimliğimle daha çok iletişim kurabilmek için Türkçe müzik yapmaya giriştim. Çünkü kendi köklerimle, kendi kimliğimle iletişim kurabilmenin en güzel yolu bu.

Kütüphane fonu önünde hafifçe yukarı bakarak gülümseyen şarkıcı Didem Özek.

Didem Özek'in hikayesi dikey belgesel formatında görselleşiyor. İki dilin arasında kendi şarkısını bulan bir kimliği belgeleyen bu video portre, Marjinal Fayda Instagram hesabında 1,2 milyon kez izlendi.

Diğer Portreler

Diğer Portreler

Diğer Portreler